Sayın ve Kıymetli Büyüğüm, Değerli Başbakanım.
Başbakanımız olarak doğrulara karşı büyük saygı duyacağınıza inanarak size, Kültür ve Tabiat Bakanlığınca 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na bağlı yasalaştırılmış ve
24/09/2001 tarih ve 24533 sayılı, 22/12/2001 tarih ve 24618 sayılı, 06/02/2008 tarih ve 24663 sayılı Resmi Gazete’lerde yayınlamış olan alanlar ve bu alanların Sualtında kalan kısımlarında dalışa yasak uygulamaları hakkında bilgi vermeme ve önemli yanlışlıkları bildirmeme müsaade etmenizi diliyorum.
1) Bu bahiste belirtilen alanların bölgelere göre dağılımı şöyledir.
Akdeniz : 17 (12 Haritada belirtilen)
Ege Denizi : 39 (20 Haritada belirtilen)
Karadeniz : 5 (2 Haritada belirtilen)
Marmara : 5 (4 Haritada belirtilen)
2) Bu alanlar ile ilgili görsel bilgiyi Sahil Güvenlik Kurumunun İnternet sitesinde şu adresten görebilmek mümkündür.
http://www.sgk.tsk.tr/baskanliklar/genel_sekreterlik/bilgi_edinme/dalisa_yasak_sahalar.asp
3) Bu Alanlarda dalış yapılamayacağı, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunun 35. maddesinin son fıkrasında aşağıdaki gibi belirtildiği üzere yasaktır.
‘‘Su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgeler, ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılarak Kültür ve Turizm Bakanlığınca tespit edilir ve Bakanlar Kurulu kararı ile yayımlanır. Bu bölgelerde, sportif amaçlı dalış yapmak yasaktır, ikinci fıkra hükümlerine göre izin almak şartıyla araştırma ve kazı yapılabilir.’’
4) Bu kanuna bağlı olarak, Kültür Bakanlığınca çıkarılan ‘‘Türk Karasularında Yapılacak Olan Aletli Dalışlara İlişkin Yönetmelik’’inde, Yasak Bölgeler başlığında Madde 5’de yasağın niteliği belirtilmiştir.
Yasak Bölgeler
Madde 5 – Askeri Yasak Bölgeler ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 35 inci maddesine göre 19.08.1989 gün ve 20257 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile gereğince Sualtında Korunması Gerekli Kültür ve Tabiat Varlıklarının bulunduğu bölgelerde bilimsel çalışmalar dışında her türlü dalış yasaktır.
5) Buraya kadar mevzuata bağlı yapmış olduğum alıntılar ile, bu bölgelerde ‘Her türlü dalış yasaktır’ denilmesine rağmen yönetmeliğin AMAÇ ve KAPSAM kısmında görüleceği üzere, burada ALETLİ DALIŞ’ a(SCUBA/TÜPLÜ/NARGİLE gibi yapay hava kaynağı kullanmak sureti ile) bir yasaklama getirildiği anlaşılmaktadır.
6) Dalış konusu basitçe sualtına inmeyi ifade eden bir eylem olarak görülmekle beraber, uluslararası literatüre bakıldığında kendi arasında birçok açılıma ve farklılıklara sahiptir. Bachgrach (1982) dalış tarihinde beş ana metot tanımlamaktadır.
1- Serbest dalış, (Nefes tutarak)
2- Skin dalış,
3- Çan dalışı,
4- Satıhtan destekli veya kasklı dalış,
5- Scuba dalışı ve saturasyon dalışı
Bunlardan ilk ikisi, Serbest Dalış ve Skin dalışı diğerlerinden ayıran en önemli husus, bunların yapay hava kaynağı kullanmaması ve soluklanma imkanı vermeyen dalışlar olmasıdır. Her ikisi de ciğer kapasitesi ile sınırlı olan ve yüzey tutulan havanın kısa sürede kullanıldığı, suyun altına dalmaya ve tutulan bir nefeslik havanın tüketimi ile tekrar yüzeye çıkılan dalış yöntemidir. Dolayısıyla bu dalışlara ALETSİZ dalış adı verilmektedir. Dalış esnasında ŞNORKEL, GÖZLÜK ve PALET kullanılması bu dalışın Aletsiz niteliğini zedelemez. Aletten kasıt, yapay hava kaynağı kullanması ile ilgilidir.
Diğer 3 usul(3/4/5 Maddeler), dalış esnasında, solumaya olanak verecek şekilde bazı gereç/aletleri kullanmaya imkan verirler. Böylece suyun altında kalma süreleri uzar. Sualtı belgeselleri çekmek, Sualtı kazıları yapmak gibi faaliyetler için bu tür dalış yöntemleri kullanılmaktadır.
Serbest dalış temel olarak, tutulabilen bir nefes ile yapılabildiğinden dalış esnasında ağır bir eylem yapmanın imkanı yoktur. Dalışta sürenin uzaması, pasif ve eylemsizlik ile alakalı olarak uzayabilmektedir. Aksi takdirde, nabız artacağından, oksijen tüketimi hızlanacağından, sualtında kalış süresi çok kısalacaktır. Buna rağmen, kendi içinde bir çok farklı disipline ayrılan Serbest dalış ile, beklenilen ötesinde çok derinlere inmek mümkün olabilmektedir. Örnek vermem gerekirse, Milli Sporcumuz olan Devrim Cenk Ulusoy evvelki sene Cumhuriyetin Kuruluşunun 85. yılında yaptığı bir rekor denemesinde 83mt’ye başarı ile inerek tarihi bir rekor kırmıştır. Bu derinlik, değişken ağırlık, sabit ağırlık gibi farklı yöntemler ile 100mt’lerin daha da ötesine geçebilmektedir. Ancak derinlik bu kadar artmasına rağmen, süre olarak maksimum 2,5-3dakikadan daha fazla değildir dalış süreleri.
Burada en önemli husus, bunun gerçek bir spor faaliyetinin bir parçası olarak, son derece iyi antrene edilebilmesi ile gerçekleşmektedir.
Serbest Dalışın diğer bir kulvarı ise, Sualtı Avcılığıdır. Yasal olarak tüm dünyada da kabul edildiği üzere, yapay hava kaynağı kullanılmaksızın, sadece tutulabilecek bir nefesle sualtına inmek ve balık avlamayı kendine konu edinir. Yapay hava kaynağı kullanmak sualtı avcılığı için yasaktır.
Son dönemlerde ülkemizde, gelişen teknolojinin imkan verdiği gelişmiş, dalış elbisesi, palet, gözlük gibi gereçler ile geniş bir kitleye yayılmaktadır. İşin bir tarafında Denizaltı dünyasının büyülü güzelliği, diğer tarafında önceden antrene edilen bir spor olması, en önemlisi ise yasal limitler ile Amatör Balık avcılığı kısmıdır.
Kara avcılığından farklı olarak, yüz metre ve daha uzak mesafeden atış yapma şansınız yoktur. Saçma benzeri malzeme kullanılmaz. Balığa 6mt yaklaşmak ve tek bir atış yapma şansı bulmak gibi önemli detayları vardır.
Geçmişte ülkemizdeki mevzuat boşlukları çerçevesinde, Amatör niteliği bulunmayan bu faaliyet, son dönemdeki Tarım ve Köyişleri Bakanlığı mevzuatında tamamı ile Amatör bir spor faaliyeti ve avcılık tanımı kazanmış olup, günden güne artan popülaritesi ile geniş alanlara hitap etmektedir.
7) Dalış hususunda bu kadar detay verdikten sonra günümüzde Türkiye’de sıkıntıya sebep olan kısma gelmek istiyorum, izninizle. Malum olunduğu üzere, Kültür ve Tabiat Varlıkları koruma maksadı ile yukarıda anlattığım üzere dalışa yasaklanmış alanlar mevcuttur.
Bu alanlarda yüzmek, gerek ticari avcılık gerek amatörce olta avı yasak değildir. Yüzmeden kasıt, gerek malzemesiz sadece mayo ile gerek Mayo/Palet/Şnorkel/Gözlük ile olmak üzere serbesttir.
Benzer şekilde Avcılık, gerek trol ile deniz tabanını tamamı ile süpüren, ya da ağ, gırgır ile mümkündür.
Amatörce Sualtı Avcılığına yönelik serbest dalışın ise, bu alanlarda Kültür Varlıkları bakımından sakınca yaratmayacağını ve yasak kapsamında olmaması gerektiğini düşünüp, evvelki sene konu ile ilgili olarak Bilgi edinme dilekçesi ile Kültür Bakanlığına bu alanlarda yasaklama kapsamına dahil olup olmadığımız sorulmuş idi(EK1). EK2 de verilen cevap ile bu alanlarda Amatörce Sualtı avcılığına yönelik serbest dalışın sakınca yaratmayacağı yönünde cevap almış idik. Sakıncalı olan dalışın SCUBA benzeri, yapay hava kaynağı ile yapılan dalış olacağı ifade edilmiş idi.
Buraya kadar gelişen olaylar, bizlerin kendimize verdiği yanıttan farksız idi. Doğrusu buydu. Bu cevap için Kültür Bakanlığı ilgililerine müteşekkir olduk. Sonuç itibari ile Serbest dalış yaparak, Amatörce Sualtı Avcılığı yapma eylemini gerçekleştirmek istediğimiz kadar, bunun bu alanlarda Kültür ve Tabiat varlıklarımıza zarar vermemesi gibi bir hassasiyeti paylaşarak bu yasak kapsamından ayrılmamız gerektiğini düşünüyordum.
Çünkü bizler, esasen her ne kadar spor yapan avcılar olsak da, Amatör bir niteliğe sahip olan doğasever insanlar olduğumuz için, bir yerde bu alanların doğasına sahip çıkabilecek gönüllüleriz.
Bizler dışında Sualtı avcılığını amatör nitelikler dışında gayri yasal bir şekilde yapan insanlar da var, şüphesiz. Bu insanlar için av etiği olmadığı gibi, işin ucu, sadece parasal değer için kıymet ifade etmektedir. Bu tür insanların varlığı toplum adına ve bu tür varlıklarımız için de sakınca yaratabilir.
Ancak bizler Amatör avcılar olarak denizlerimizdeki her türlü kaynak tüketici avcılığa karşı sigorta gibiyiz. Elimizden geldiğince haklarımızı, denizlerimizi korumak ve kollamayı her türlü olumsuz yapıya karşı görev ediniyoruz.
Amatör bir avcının genel olarak bakıldığında azami 5kilo(ya da 3 adet gibi) av limiti bulunmaktadır. Ki zaten çoğunlukla bunun yarısına anca ulaşabiliyoruz. Hatta bir çok defa kilometrelerce yol yapıp boş dönüyoruz.
Ülkemizi korumanın sadece kolluk kuvvetlerince yapılabileceğine inanmıyoruz. Gelişmiş batı toplumlarında vatandaşın ülke çıkarlarının, toplum menfaatine neler yaptığını izliyor ve örnek alıyoruz. Yasak avcılık gibi her türlü uygunsuzluğu kolluk kuvvetlerine bildiriyoruz.
Ancak Sahil Güvenlik kurumu bu durumu değerlendiremediği gibi, bu alanları bazı(!) güvenlik gerekçeleri öne sürerek 4 Mart 2009 tarihinde Kültür Bakanlığına yaptığı müracaat ile biz Amatör Sualtı Avcılarına tekrar yasaklatmak istemiştir.
Bu istek TAM KORUMA ve KURUMLARARASI UYUM adı altında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünde karşılık bulmuş olup 16.10.2009 tarihinde daha önceden(07.05.2008 tarihli yazı EK2) Amatör Avcılık bakımından sakınca yoktur denilen yazıyı ortadan kaldırıp tekrar bir yasaklatma yaratmış ve Bakanlık görüşünün değiştiği anlaşılmıştır.
Ancak yapılan değerlendirme neticesinde, Kültür ve Tabiat varlıklarının korunması amacını taşıyan 2863 sayılı Kanunun 35. Maddesinin TAM OLARAK UYGULANABİLMESİ ile bu kapsamda KURUMLAR ARASINDAKİ FİKİR VE UYGULAMA BİRLİĞİNİN SAĞLANMASINA yönelik olarak, adı geçen Kanun maddesinde belirtilen dalış yasağı kapsamında kalan her türlü dalışın alınması gerektiği mütalaa edilmiştir.(Bakınız EK3)
Bunun tek sebebi var, Sahil Güvenlik Komutanlığının geçmişten gelen Mahkeme ihtilaflı durumları için geçmişe dönme isteği ve hukuk karşısında yapılmış olan tasarruflarında haklı çıkma isteğidir. Yoksa ne Kültür varlıklarımız hakkında ayrıca bir bilgiye sahiptir ne de özel bir koruma isteği değildir bu. Tipik bir bürokrat benzeri kendini haklı kılma isteğidir.
Sahil Güvenlik Komutanlığı sonuç olarak Askeri bir kuruluş olup, barışta İçişleri Bakanlığına bağlı görev yapmaktadır. Yaklaşımın YASAKÇI olması sürpriz değildir.
Bizler sivil vatandaşlar olarak gerçekte içerik açısından anlamsız bulduğumuz bu tavrı yanlış, hatalı olarak değerlendirmekteyiz. Gerçekdışı suç potansiyellerini tüm ülke insanına yüklemek doğru değildir. Birilerinin görevi kolaylaşsın diye yasaklayarak kurtulmak çözüm değildir.
Bu adil ve adaletli değildir. Bu ülke hepimizindir. Bunu korumak kollamak görevimizdir. Bizler tamamı ile yasal olarak Tarım Bakanlığı mevzuatına uygun olarak yapmış olduğumuz bu Avcılık ve Spor faaliyetlerini bu alanlarda sürdürmek istiyoruz. Bu konularda her türlü denetim ve kontrole saygılıyız. Buralara zarar vermek istense bile bunun serbest dalış ile yapılamayacağını biliyoruz.
Milyonda bir ihtimal ile Dünya rekortmeni bile gelse bir nefesle su altında kazı yapamaz. Zaten büyük çoğunluk 15mt’den daha derine dalamaz.
Yok, bu alanlarda sualtında zemin üstünde korunması gereken bir varlık söz konusu ise(Amfora gibi), o zaman bu alanlarda bırakın avlanan bizleri, gözlük ve maske ile yüzen de tehdit oluşturur. Onun dışında deniz dibini tarayarak av yapan trol ile avcılığın da yasaklanması gerekir. Trol’ün deniz dibini tahrip ettiği açıktır. Onun dışında bu alanlarda av yapan diğer usuller de sorun yaratır. Ağ atan, ağının takıldığını belirtip, onu çıkaracağım deyip dalabilir. Paragat ve benzeri şekilde avlanan da benzer fiili yerine getirebilir. Aynısı Gırgır avcılığı yapan için de söz konusu olur.
İşin doğrusu ise, başarının Maarifin okulların varlığı ile beraber yönetilebilinmesindedir. Yani denizlerimizi insandan ayırmadan korunmasındadır. Herkesin her şey için tehdit olma potansiyeli olduğu söylenebilir. Ancak, bilimsel açıdan ölçülmeyen potansiyelleri gerekçe gösterip insanları bu alanlardan çıkarmaya çalışmak çözüm değildir. Bu sadece Amatör Sualtı avcısını bu alanlarda yasaklayarak yapılamaz.
Bu alanlar ya gerçekçi bir tehdit varsa, tüm avcılık ve yüzmeye yasaklanmalı, ya da Amatörce Sualtı Avcılığına da serbest bırakılmalıdır.
Sizlerden beklentimiz denizlerimizin gerçek sahibi olabilecek amatör avcılar olarak bu alanları bizim nezaretimize ve denetimize de olanak verecek insanlar olarak, bu tür bir yasaklamanın mevzuatta düzenlenmesidir. Bahsi geçen yasak dalış kapsamının Yapay Hava Kaynağı kullanan dalış yöntemleri için düzenlenmesini talep etmekteyiz.
Ben İzmir’de yaşıyorum. Ülkemizin deniz güzellikleri bakımından eşsiz bir köşesi burası. Oysa çevremiz mayın alanı gibi. Her yer Kültür ve Tabiat Varlık alanları ile dolu. Bu Egenin zenginliğinden feyiz almakla beraber, bu alanları kullanamamak sebebi ile son derece muzdaripiz. Yakın çevremizde:
1) FOÇA
2) URLA
3) KARABURUN
4) GERENCE KÖRFEZİ
5) ILDIR BÖLGESİ
6) ÇEŞME BOĞAZI
7) SEFERİHİSAR-SIĞACIK ÇEVRESİ
8) KOKAR MEVKİİ (Çeşme Yarımadasının güney cephesi)
olmak üzere nerede ise her yer, bu yasak alanlar kapsamında. Tabii denizlerimizde yasaklar sadece Kültür ve Tabiat Varlıkları bakımından yasak kapsamları ile bitmiyor. Bunu dışında, Foklara ait özel yasak alanları, Askeri yasak Bölgeler, Liman yasakları, Tarım Bakanlığı yasak alanları gibi bir sürü yasak alana sahip.
İşin pratikte en önemli zorluğu ise, hiçbir ikaz levhası bulunmadığı için kendinizi bir anda bu yasak alanda bulabileceğiniz ve dolayısıyla suç işliyor olacağınızdır. Bu anlamda ciddi sıkıntılar çekmekteyiz.
Ve yasak sadece bu alanların koordinat noktaları ile değil, onları karaya birleştiren kısmını da kapsayacak şekilde, yani esasında bizlerin avlanabileceği sığ alanları da kapsam içine almış durumda. Bunu da evvelki sene Kültür Bakanlığına Bilgi edinme yazısı ile sormuştuk. Kültür Bakanlığı yetkilileri, Sahil Güvenlik kurumunun bu alanları sahile kadar uzatmasının normal olduğu yönde cevap vermişler idi.
İşin doğrusu bu alanların, varlıklarımız bakımından hangi vasıflarda olduğunu da bilmiyoruz. Örneğin, Foça ile ilgili olarak, buradaki alan yasağının, geçmiş dönemde Kültür Bakanlığı yapmış Sayın Kürşat Tüzmen’ in Fokların korunması için bu alanları Tabiat varlığı gibi değerlendirip bu yasak kapsamına aldığı söylenir. Bizler doğaldır ki bu konunun detayına vakıf değiliz. Ancak bu alanda Kültürel bir değerin olmadığını sanıyoruz(görmediğimiz için).
Sayın Başbakanım,
Biz adil uygulama istiyoruz. Biz derken bu konuda Amatör bir avcılık derneği yöneticisi olarak bir grubu temsilen böyle dediğimi bilmenizi istiyorum. Sizlerden dileğimiz;
1) Eğer insan unsurunun varlığı, gerek yüzerek, gerek Sualtı avcılığı yaparak ya da Ticari avcılık faaliyeti yapanlar olarak tehdit konusu ise, bu alanları ya Sualtı Milli Parkı ilan edip, komple avcılığa yasaklayalım. Böylece belki de denizlerimizin Su ürünleri talanını engellemiş ve Su Ürünleri popülasyonunun artmasına fırsat vermiş oluruz. Ya da
2) Eğer buna imkan yok ise, Serbest dalış yapmak sureti ile Amatörce Sualtı Avcılığı yapan bizlerin kullanımına açık olacak şekilde bu alanlarda yasaklama yapılmamasını,
3) Ya da Sahil Güvenlik Komutanlığının karaya kadar uzattığı alan yasaklamasının, gerçek koordinatlar içinde kalacak şekilde orijinal sınırlarına çekilmesini sağlanmasını,
(Esasında bu yanlışlık Sahil Güvenlik Komutanlığından ziyade 24/09/2001 tarih ve 24533 sayılı, 22/12/2001 tarih ve 24618 sayılı, 06/02/2008 tarih ve 24663 sayılı Resmi Gazete’lerde yayınlamış olan alanların verilen koordinat noktalarından farklı olarak çizilmiş olmasından kaynaklanmaktadır, şöyle ki: Bu koordinat noktaları Bodrum Sualtı Arkeoloji ilgililerince Bakanlığa iletilmiş, Bakanlık da bu haritaların çizilmesi için Askeri bir kuruluş olan ve Deniz Kuvvetleri komutanlığına bağlı olan SEYİR HİDROGRAFİ ve OŞİNOGRAFİ DAİRE BAŞKANLIĞI’ dan yardım alarak çizilmesini sağlamıştır. Bu Konudaki bilgiyi Kültür Bakanlığı yetkilisi olan Sn. GÖKHAN BOZKURTLAR’ dan aldım. Kendisi mesleğe yeni başladığı dönemde bu yardımı ilgili kurumdan aldığını ve acemlik yapıldığını ifade etmiştir. Askeri ilgililer ise bu alanları sanki Askeri Yasak Alanlar gibi verilen koordinat noktaları ötesine, kıyıya kadar uzatmışlardır. Bu çizimler hatalı yapılmış olup Resmi gazetede de yanlış olarak yayınlanmıştır. Koordinat noktaları ise doğrudur.)
diliyoruz.
Bu konuda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ise Kültür Bakanlığının alacağı kararı kendi mevzuatında düzenlemektedirler. Örneğin evvelki sene(2008) alınan yazı sonrası Amatör tebliğinde Kültür Bakanlığının vermiş olduğu yazıyı değerlendirerek, gerekli değişiklikleri yaptırmış idik. Yönetmeliklerindeki değişikliği beklerken, Kültür Bakanlığının karar değiştirme durumu sebebi ile onlar da tereddüt eder oldular.
Sayın Başbakanım, esasen burada kişisel bir beklentim olmadığını anlamınızı diliyorum. Şahsen elimde evvelki sene Kültür Bakanlığı biriminden almış olduğum bu alanlar Amatör Sualtı Avcılığına yasak değildir yazısı var.(EK2) Es kaza kolluk kuvvetleri ile bir sorunum olsa ve işim Hukuka düşse, ben şahsen almış olduğum bu yazı ile derdimi anlatır ve yaptığımın yasal olduğunu kabul ettirebilirim. Ama konunun yalın gerçekliği ve gayri adil tarafı boşlukta kalır. Ayrıca gönüllü denetçiler olarak algıladığım Amatör Sualtı Avcısı bu alanların uzağında kalıp üstüne düşecek, koruma ve kontrolü yapamaz. Oysa illegaller eskiden olduğu gibi işlerini daha da rahat bir şekilde sürdürebileceklerdir.
Bugüne kadar bir çözüm bulamadığım, tıkandığım ve kendimi çaresiz hissettiğim, sizin yardımcı olabileceğiniz ve çare bulabileceğiniz bir konuda, görüşlerinizi almak ve mümkün olursa yardımlarınızı talep etmek üzere bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.
Ben Sualtı sevdasına bağlı, Amatörce Sualtı Avcılığı yapan ve fırsat buldukça bu hobim ile ilgili olarak hem spor hem de avcılık faaliyetimi sürdüren bir bireyim. Bu işi ülkemde kuralları ve kanunları bilen bilinçli bir birey olarak gerçekleştirmeye çalışmakta ve bunu çevrem ile paylaşmaktayım.
Görüşlerinize sunar, anlayış ve ilginizi talep ederim.
Saygılarımla
Güven Özbakır

Basbakan bu mektubu okumamıstır,
Basbakan yakınlarında olup bu konuyu anlayan bilen bir kimsede yoktur,
Toplu yasaklama ile konuya cozum bulmuslardır ,yasaklardan devlet ceza keserek yuksek paralar elde ediyor,
Kacakcılık konusunda buyuk paralar donuyor.Amatorler hakikaten amator kalıyor.
Ceza odemeye devam….
selamlar
kemal